Dillerin Kardeşliği
kürt sorunu yok,insan hakları ve konuya yaklaşım sorunu,konumlama sorunu var;
sorunun adını koymakta çok geç kalıp, çok da zorlandı bizim intellijensiyamız ama öyle bir adlandırdı ki,bu adlandırma ile kürt kökenli ve kürt vatandaşlarımıza aslında iyilik yapmadı...
Sorunun iki ana başlığı vardı:
1)… insanın kendi kültürünün eğitimini alamaması sorunu
2)…sosyoekonomik açıdan ayrışım sorunu….
İnsanları hayvanlardan ayrıştıran en önemli özellik dil bazlı iletişim olduğu ve dil de insan kültürünün devamlılığı için gerek şart olduğu için dil sorunu ön plandaydı; ve biliriz ki tüm literatürlere göre '' bir dil,bir insandır'' .....,misal Lübnanlılar hayran olunasıdırlar,,ingilizce,arapça,farsça ve fransızcayı sular seller gibi konuşurlar,çoğu ispanyolcaya da hakimdir,yanlarında insan kendini eksik hisseder,eksik kalir yanlarinda, ezici çoğunluğumuz,,,,
Anadolu topraklarımızın barındırdığı engin kültür hazinemizden ne kadar uzak yaşıyoruz,farkında mıyızdır?
ve bilir miyiz ki herhangi bir çocuğa,ilk 7 yaşına kadar istenilen sayıda dil öğretilebilir;
diyelim ki anne fransız,baba alman,,,
çocukla annesi sadece fransızca,babası ise sadece almanca konuşursa, çocuk 2 dili birden aynı anda rahatlıkla konuşabilir ,,diyelim ki bu esnada Amerika'da yaşıyorlarsa, çocuk ingilizceyi de öğrenmiş olur,üç yaşındaki çocuk üç dil birden rahatça konuşabilir...ve misal vasat bir üniversiteyi bitiren bu genç vasat bir eğitimle en az beş dil konuşuyor olabilir.
Cumhuriyet'imizin ilk dönemindeki eğitim-kültür politikasını doğru buluyorum...Çünkü içinde damla su kalmamış, ateşte unutulup kavrulmuş tencere gibiydi Türkiyemiz...Acil bir bütünsellik adına gerekliydi standart eğitim sistemi ama Mustafa Kemal Atatürk dememiş miydi ki
'' size dogmalar değil,bilimsel düşünceyi miras bırakıyorum,Türkiye'yi ileri götürecek olan akıl ve siz gençlersiniz’’,,,,
Mustafa Kemal Atatürk statik bir yapı,,statukocu bir miras bırakmadığının altını çizmişti.Buradan hareketle bizim de geçmişimizle hesaplaşma sürecini aşmış olmamız,sosyokültürel bakışımızı, eğitim politikamızı, zamanın ve insanımızın ihtiyaçlarına göre revize etmiş olmamız gerekmiyor muydu çoktan?
Bizim yaptığımız ise gökkonuksal avrat hostes öztürkçesine sarılarak tüm geçmiş kültürlerimize kendimizi tamamen yabancılaştırmak değil miydi? Ben örneğin Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın da sadece Türkçe sözcükler kullanmak misyonuyla kendi şiirinin şiirselliğinden çok şey yitirdiğini ve engin kültüründen ve kişisel tarihinden bizleri mahrum bıraktığını düşünürüm hep. Ne kadar çok dil bilseydik,ufkumuz o kadar artardı,,ne kadar farklı bir sosyokültürel konumda olurduk milletçe,hayal edebiliyor musunuz? Ama engin bilgisine saygı duyduğum İlber Ortaylı bu hayali gereksiz bulabilir,multilingual olmanın filologlar dışında sade vatandaş için lüzumsuz olduğunu düşünebilir,,şahsen katılamıyorum bu yaklaşıma,hele ki dil öğreniminin doğru zamanlama ve doğru olanaklarla, doğru yönlendirmelerle çok kolay olduğuna tanık olduktan sonra.
Ve zaten bir dili yasaklamak,bir insanın soyağacını istemeden ya da farkında olmaksızın komple reddetmesi gibi acı duygular yaratmışken..Sadece kürtçe değil,diğer dillere de yabancı kalmadık mı?...Düşünsenize bugün Türkiye'de 70 milyon olan biz, türkçe,kürtçe,osmanlıca,arapça ve fa rsça ve hatta latince,hatta ek olarak rumca ve ermenice,ne ediyor bilemediniz 5 dili birden konuşabilen bir milleti temsil edebilseydik ?
Resmi dilimizin türkçe oluşunu kabulunde herkes hemfikir;herkes türkçe konuşuyor ve konuşmaya da devam ediyor olurdu ; ek dil olarak kaç dil biliyor olurduk,,misal Lübnanlılar gibi,,tabii bu kadar dil bildiler de nooldu Lübnan'da ya da misal Afrikalılar multilingual oldular da nooldu? denilebilir ama burası ANADOLU,, ,geniş spektrumlu bir kültürel bileşke bu toprakları binlerce yıldır sulamış,bunun farkındalığını özümsetmek gerekmez mi insanımıza?,,,,
Ve hem de şahsına munhasır bir siyasi ve jeostratejik konumdaki Türkiyemiz insanının elbirliği,gönül birliği sanki denk gelmez mi Avrupa Birliğine?sistemimizin iyileştirilmesi ve eğitimiz en ücra köylerimize taşınması esnasında bu konu da ele alınabilir ,miltulingual bir toplum ,,ve anaçatı olarak da;resmi dil olarak da türkçenin sürekliliğinin gereği çünkü burası Türkiye.
İsteğini silah zoruyla yaptırmak en basitinden ilkel-vahşi-hayvansı bir tercihtir ve veya iç-dış mihrakların tahrikiyle toprak talebinin göstergesidir ki bu da zaten Türkiye'nin kürt dahil hiç bir vatandaşının istekleriyle hiç bir şekilde bağlantılı değildir ama bakıyoruz medyadaki kimi tartışmalara, çoklukla o kadar büyük bir konumlama hatası yapılıyor ki, insan şoke oluyor..
Her zaman her ülkede ,,eğer ki farklı köklerden gelme insanlar bir araya gelmişlerse,ki sanırım eskimolar,japonlar,çinliler ve şu an unuttuğum bir kaç ülke haricindeki ülkelerde çeşitli genetik kaynaşımlar demografik verilerle sabit ,,ille de hepsinde uçlar varlık gösteriyor,,ille de her ucun bir köktenci,ırkçı,faşist,radikal temsilcileri oluyor.
Bu görüşlerin temel hedef kitleleri ise 20 yaş altı ergenlik çağı veya o dönemden henüz çıkmakta olan gençler...Asi duruşlar,mesnetsiz duruşlar ve kendini var etme ya da kanıtlama psiklolojisiyle katılıyor bu kitle bu faşizm kervanına..Bu kervana bir şekilde çaresiz bırakılmış,sahipsiz gençler de eklemleniyor mutlaka.
Faşizm de antitez olarak terörü ve hatta dünya savaşlarını çıkarıyor karşısına.
Ama burada anılan teröristlerin söylemleri karmakarışık...aslında söylemleri bile yok ve aydınlarımızın işaret ettikleri sorunlarla bağlantı kurabilecek konumda da değiller.
Ve unutmadan eklemeli;
eğer kürt sorunu var demişse ille de intellijensiyamız,,o zaman eksik bırakmayıp bu tanımlamayı ,,türk sorunu da var demelidirler:çünkü bir sorun adı atılıyor ortaya ama bu adlandırma sorunu eksik tanımlamaya neden oluyor.Yani ırkçılık faşizan dayatmalar tez ve antitezi birlikte içerir tanımı gereği.
Ancak altını çok kalın çizmek gerekir ki doğuda yaşayan kürt kökenli veya kürt vatandaşlarımızın bu tür entelektüel konumlama hatalarıyla ve felsefi söylemlerle yakından uzaktan ilgileri yoktur,
Ve ne faşizmin ne de terörizmin insanlıkla hiçbir ilgisi yoktur.
Doğudaki insanımız, batıdan kopuk yaşatılmaktan ve yaşıyor olmaktan dolayı taa Osmanlı devrinden beri muzdaripler..Jeostratejik konumlarından dolayı muz
Tabi ki her sistem(faşist sistemler hariç) ilk çıkış noktasında döneminin eksikliklerini gidermek adına,adaletli bir düzen adına saf ve güzel niyetler barındırır bünyesinde ve zaman içinde de kendini çağın gereksinimlerine göre yenileyemediğinde suistimale açık kalır çoğu kurallarıyla....ve kimi insanlar da çeşitli nedenler yüzünden statukoyu tercih edip faşizmin acımasız çarkının dişlileri oluverir .
1927'den beri bekliyor doğudaki insanımız, batımızın kalkındığı kadar kalkınabilmeyi ve tabii ki dillerini de özgürce konuşup şarkılarını Türk radyo ve televizyonlarında dinlemeyi ama emin olun ‘’orda bir köy var uzakta’’ dizelerinden beste yapmayacaktır doğudaki insanımız ,,
Bildiğimiz kadarıyla GAP projesi,DAP projesi,KOP projesi ise henuz hala uygulama aşamasında.
Ve evet,,,,Ege’de,Akdeniz’de denize girmek kolaycılıktır,,, Mardin'de,Diyarbakır'da Urfa'da yol almak yorabilir,,,o çeşitliliği,zenginliği özümseyebilmek zaman ister,emek ister …..,,
Bir avuç kimi şanşlı kesim ( her kazanan insan, hain kapitalist değildir!) dışında kalanların belki bir haftalık tatillerinde emek harcamaya sahiden mecalleri kalmamıştır …
Ortadirek dediğimiz ve batıda yaşadığı için şanslı addedilen güruhun hali de içler acısı değil midir aslında Cumhuriyetin ilk yıllarından beri...kaç kişi yüzebildi ki hayalindeki denizde?
Zübük’ü yazdığından bu yana Aziz Nesin, çok mu şey değişti Türkiyemizde,,,internette özgürce ve ucuz yollu surf yapabilmek haricinde..?......Hoş,internet sitelerimiz de sansür yemekte….. Bu da başka mesele……………….
Eğitim |
Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!
0 yorum yazilmistir « Önceki - Sonraki »